Sitemize HOŞ GELDİNİZ...
ozon sauna
Merkez Ofis 0 312 255 01 55

Ozon Nedir?

Üç oksijen atomundan oluşan ozon gaz halinde bir moleküldür. Oksijen molekülünün (O2) kararlı haline karşın, ozon (O3), kararsız bir moleküldür. Ozon gazını Alman kimyacı Christian Friedrich Schönbein 1839 yılında keşfetmiştir. Keşfinden sonraki ilk yıllarda dezenfeksiyon amacıyla kullanılmıştır. 1860 yılında Monako şehrinin su arıtma tesislerinde dezenfeksiyon amacıyla ozon kullanılmaya başlanmıştır. Ozonun bu dezenfekte edici etkisi güçlü okside edici özelliğinden kaynaklanmaktadır. Sadece virüs ve bakterileri öldürmekle kalmaz tüm mikroorganizmalar ve toksinlerini de okside edebilir.

O3 oda sıcaklığında renksiz, karakteristik kokusu olan bir gazdır (fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında hissedilir). İsmi Yunanca "koklamak" manasına gelen ozein’den gelir. Çok güçlü okside ve etkili dezenfekte etme özelliği sayesinde, halen dünya çapında içme suyu sağlayan arıtma tesislerinde yaygın olarak kullanılır.

Tıpta ozon ilk defa 1 . dünya savaşında yaraların iyileştirilmesi amacıyla kullanılmaya başlandı. 1916 yılında Dr Wolff ozon gazı verilmesiyle mikrop kapmış ağır kötü yaraların iyileşmesinde hayret verici düzelmeler meydana geldiğini bildirmişti. 1925’de Profesor Wehrli İtalya’da hem ozon hem de ultraviyole tedavisini beraber yapmaktaydı. O zaman bu uygulamasına “kanın yıkanması” işlemi adı vermişti.
ozonla tedavi


OZON NASIL İYİLEŞTİRİCİ ETKİ GÖSTERİYOR?

Ozon yüksek derecede oksidasyon gücüne sahip olduğu için tıpta “aktif oksijen” olarak tanımlanır. Tedavide kullanılan ozona yüksek enerjisinden dolayı, vücut hücrelerinin bir anlamda tıpkı yakıtı gibidir diyebiliriz. Ozon, hasta olan organizmalarımıza yönlendirilen bir nevi aktive edilmiş bir oksijendir.

Kan dolaşımını arttırma yeteneği, onu sadece dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde değil birçok hastalıkta bozulmuş olan organik fonksiyonların yeniden canlandırılma amacıyla kullanılmasının kapısını açar.

Ameliyat sonrası halsizlik durumlarında, kireçlenmelerde, eklem ağrılarında, yaşlılığın meydana getirdiği tüm sorunların çözümünde ozon tedavisinden çok iyi sonuçlar elde edilmektedir.
Bunun dışında özellikle şeker hastalarında meydana gelen açık yaraların kapatılmasında kullanılan ozon, açık yarası olmayan diyabetik hastalarda da ileride olabilecek doku tahribatını engellemek için uygulanabilmektedir.

Ozonun kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin metabolizma aktivasyonu sonucu kişiler kendilerini yenilenmiş gibi hissetmektedirler. Profesyonel sporcular ve kadınlar bu tedaviden oldukça faydalanmaktadırlar. Ozon fiziksel dayanıklılığı arttırmaktadır. Sağlıklı insanların performanslarını artırma ve vücudu gençleştirmede de etkin rol üstlenmektedir.

Ozon gazı, dolaşım bozukluklarından viral hastalıklara ve romatizmaya kadar bir çok hastalıkta yardımcı tedavi olarak kullanılmakta ve başarılı sonuçlar alınmaktadır. Tıpta ozon , yaraların dezenfeksiyonunda, bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde de kullanılır. Özetle ozon, kan dolaşımını hızlandırabilmekte ve başta mikroplarla mücadele olmak üzere vücut savunmasını gerektiren tüm olaylarda görev alan bağışıklık sistemini de hareketlendirmektedir.

OZONUN ETKİ MEKANİZMASI
Ozon , bulunduğu yerde süratli değişiklikler yapar. Bağışıklığı artırır (immunmodülatör) ,damarları açar (vasomodülatör) ve hücresel dengeyi düzenler. Bir yandan hücre çoğalmasını hızlandırır. Diğer yandan kanın oksijen taşınmasını arttırır.Kan pıhtılaşmasında azalma yapar. Yaşamsal görevi olan bütün biyolojik koruyucuları ve enzimlerin üretimini aktive eder.

Akciğerler havadaki oksijeni (kimyasal açılımı O2 ) solunum yoluyla alırlar. Oksijen, her hücrenin yaşaması için olmazsa olmaz bir maddedir. Yaşayan her vücut hatta hücre için dahi oksijensiz bir durum düşünülemez. Eğer beyin sadece birkaç dakika kadar bile oksijensiz kaldığında vücudun fonksiyonlarının bazen bir daha geri gelmemek kaydıyla bozulduğunu hatta durduğunu söyleyebiliriz.

Ozon oksijenin özel ve yoğun olan bir formudur. Kimyasal olarak oksijende 2 atom varken ozonda 3 atom söz konusudur. Ozon gazının normal oda sıcaklığında 30 dakikada parçalanırken, kana verildiğinde 2-3 birkaç saniyede tek ve çift atomlu oksijen olarak bölünmektedir. İki atomlu oksijeni alyuvarlar hemen emmektedirler. Ozon gazının alyuvarlar üzerine inanılmaz bir çekim gücü vardır. Çoğu kez metal paralar gibi birbirine yapışık hareket eden alyuvarlar, ozon gazıyla karşılaşınca hemen ayrılır şekil değiştirir ve düzenli sıralar halinde daha hızlı hareket etmeye başlarlar.

Ayrıca yüzeyleri daha da genişlediğinden fazla miktarda oksijen alan alyuvarlar, vücudun ihtiyacı olan bölgeye hızla ulaşabilmektedirler. Örneğin ;ozon gazıyla oksijen oranı ve hızları artan alyuvarlar, nerede sorun varsa, o hastalıklı dokulara ulaşıp vücudun kendi kendini tamir kapasitesini hızlandırmaktadır.

Ozon ile aktive olan hücreler sadece alyuvarlar değil ayrıca vücudun savunma hücreleri olan akyuvarlardır. Bu nedenle dışarıdan verilen ekstra ve yan tesirleri olabilecek diğer tedavilerden farklı olarak ozonun ,vücudun kendi dinamiklerini harekete geçiren doğal bir tedavi yöntemi olduğunu kabul etmek gerekir.

OZONUN KULLANILDIĞI DİĞER ALANLAR

Çok güçlü okside etme ve etkili dezenfekte etme özelliği sayesinde, dünya çapında içme suyu sağlayan arıtma tesislerinde mikrop öldürücü olarak kullanılır.

Bakteri,virüs,mantar,küflerin yanı sıra amonyak,sülfür ve nitrojen bileşiklerini de kısa zamanda yok eder. Ozon klordan 3125 kat daha hızlı ve % 50 daha fazla etkili, dezenfektandır.


HANGİ HASTALIKLARDA OZON KULLANILMALI

Doğal olarak,diğer tıbbi tedavi yöntemlerinde de olduğu gibi ozon terapide beklenen yarar hastalığın ve hastanın durumuna bağlıdır . Ancak ozon tedavisi ile hastanın genel durumunda iyileşme ve yakınmalarında büyük ölçüde azalma , genellikle olmaktadır. Başarı bir yandan hastanın ve hastalığın durumunabağlı olduğu gibi diğer yandan uygulanan yönteme, tedavide verilen ozon gazının konsantrasyonuna ve uygulama sıklığına da bağlıdır. Avrupa’da bulunan “ Tıbbi Ozon Derneği “ aşağıda sıralanmış birçok hastalıkta ozonun yararlı sonuçlar verdiğini bidirmektedir.

1-  Yara iyileşmesinde özellikle mikrop kapmış ve iyileşmeyen yaralar
2-  Beyin, kalp ve bacak dolaşımı bozukluklarında
3-  Kanser hastalıklarında tamamlayıcı tedavi olarak
4-  Metabolizma hastalıklarında uyarıcı olarak
5-  Akut ve kronik enfeksiyonlarda direncin artırılması amacıyla
6-  Geriyatride yaşlılığın geciktirilmesinde vücuttan toksinlerin atılmasında
7-  Halsizlik ve kronik yorgunluk durumlarında
8-  Bazı cilt hastalıklarında (nörodermit,sedef,sivilceler)
9-  Kolitle mücadelede
10-Sigara içenlerin psikolojik bağımlılığının azaltılmasında ve yine organik olarak sigaraya bağlı olarak meydana gelmiş çeşitli hasarların iyileştirilmesi amacıyla
11- Görme bozukluklarında
12- Sporcularda Performans Artırma
13- Nörolojik hastalıklar (Parkinsonizm, trigeminal nevralji, senil demans-Alzheimer hastalığı, baş ağrıları ve migrende )
14- K.B.B hastalıklarından Meniere sendromu ve kulak çınlamasında,
15- Kireçlenmelerde (bel,boyun,diz kireçlenmeleri )
romatizmalarda ( fibromiyalji,kronik yorgunluk sendromu,huzursuz bacak sendromu, omuz - el sendromu )
16- İç hastalıklarında ( tiroid bezi hastalıkları- safra kesesi, pankreas-,böbrek akciğer hastalıkları, kan yağlarının artması- damar sertliği, çarpıntılada ve kalp enfarktüsünün kronik döneminde )
17- Işın tedavisi (radyoterapi) sonrası, stresle mücadelede-uykusuzluk ve sürmenaj durumlarında
18- Estetik amaçla ( selülitlerde ve zayıflamada ) uygulanması önerilmektedir.

OZON VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
Ozon uygulamasından sonra vücut bu aktivasyona cevap olarak , vücudun bağışıklık hücreleri olan sitokinler, interferonları ve diğer koruyucu özel habercileri üretir. Bunu takiben uyarılan bütün bağışıklık sistemi zincirleme bir şekilde diğer bağışıklık hücrelerini haberdar ederler ve hastalıklara karşı direnci tırmandırırlar.

Ozonun bağışıklık sistemi üzerine etkileri ilk kez 1989’da Winkler tarafından tanımlandı. Ozon, bağışıklık sisteminin zayıfladığı bütün hastalıklarda etkilidir. Düşük dozlarda kullanıldığında, vücudun direncini arttırır. Vücudun direncini özellikle infeksiyonlara ve toksinlere karşı artırmaktadır. Ozonu aynı zamanda, bakteri, virüs ve mantar öldürücü olarak kabul edebiliriz.

Mide -bağırsak hastalıklarında OZON TEDAVİSİ

Gastrit, mide ve oniki parmak bağırsağı ülserlerinde ozon uygulamaları yararlı sonuçlar vermektedir. Bağırsak hastalıklarından iltihaplı olanlarında,barsak krampları ile seyreden hastalıklarda basit kolitte veya kolitis ülserozanın erken döneminde anüs yoluyla ozon gazı üflenmesi şeklinde yapılan uygulamaların başarılı sonuçlar sağladığı bilinmektedir. Genelde bu hastalıkta 10 seans ozon uygulanması yeterli olmaktadır.

Dolaşım bozukluklarında OZON TEDAVİSİ

Atardamarlara ait dolaşım bozukluklarında, bacaklarda soğukluk hissedilmesi, kısa mesafelerde yapılan yürüyüşlerde bile ayaklarda ağrı olması ilk uyarıcı belirtilerdir. Maalesef bu durum çoğunlukla sigara içen kişilerde ortaya çıkmaktadır. Damarlarda tıkanmanın diğer belirtisi ise yürüme mesafesinin kısalması ve durmak zorunda kalınması hatta yürümeye çalışıldığında topallamanın meydana gelmesidir. Bu durum hastalığın en uyarıcı belirtisi olduğu unutulmamalıdır.

Eğer herhangi bir dokuda oksijensiz kalma sonucu ortaya çıkan bir durumda örneğin, sigara içenlerde bacak damarı tıkanmasında sorunlu olan ortama ozon verildiğinde hemen orada tamir edici etkiler başlayabilmektedir. Ozon uygulaması ile sigarada bulunan nikotinin ortamdaki oksijeni yok edici etkisi ,% 20 oranında azaltılabilmektedir.

Yine şeker hastalarınn atar damarlarında ortaya çıkan daralmalar bacağın kesilmesine kadar yol açabilecek ciddi durumlara yol açabilir. Konsantre olmuş ve yüksek aktiviteli bir oksijen olan ozon bu durumlarda iyileştirici etkisini başlatırken oksijene dönüşür ve böylece ortaya çıkan oksijenin de yararlı etkisinden ayrıca faydalanılır.

Raynaud hastalığında kol ve bacaklarda simetrik olarak ortaya çıkan ağrı, üşüme ve uyuşma hissi ,uçlarda morarma ile kendini belli eder. Bu hastalara, deri altı veya damardan kana ozon verilmesi şeklinde tedaviler önerilmektedir.

Ozon sadece atar damar hastalıklarında değil toplardamar hastalıklarında örneğin varislerde de önerilen bir tedavi şeklidir. Ozon tedavisinin dolaşım bozukluklarındaki başarısı çok sayıda tıbbi çalışma ile kanıtlanmıştır.

Ozon uygulamaları bütün bu hastalıklarda klasik tedavilere ek olarak yani tamamlayıcı tedavi olarak kabul edilmektedir. Sonuç olarak ozonun, her çeşit dolaşım bozukluğunda kullanılabilecek seçkin bir tedavi alternatifi olduğu söylenebilir.

Deri hastalıkları ve yaralarda OZON TEDAVİSİ

Ozonun mantar ve bakterileri yok edici özelliği nedeniyle, 100 yıl boyunca içme sularının arıtılmasında başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Özellikle bakteriyel enfeksiyonlu ayaklar, gövdede ve diğer mukozalarda mantar enfeksiyonlarına karşı ozon çok etkili bir tedavi yöntemidir.

Yatakta uzun süre yatmaya bağlı ortaya çıkan baskı yaraları (dekubitus ülserleri), bacaklarda ortaya çıkan ciddi yaralar (ulkus kruris), şeker hastalarının iyileşmeyen yaraları ozon tedavisinin temel uygulama alanlarından biridir.

Çeşitli nedenlere bağlı cilt allerjileri, ekzemalar ozon tedavisine adaydırlar. Ayrıca ameliyat sonrası zor iyileşen yaralar ve yara izlerinde ozon önerilmektedir. Mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için ozonun dezenfektan özelliğinden, diğer deyişle bakterisid ve fungisid etkisinden yararlanırız. Bu gibi açık yaraların mekanik temizliğinden sonra düşük dozda fakat uzun süre ozon uygulayarak iyileşme süreci hızlandırılabilmektedir.

Ayrıca bazı cilt hastalıklarında da önemli düzelmeler görülebilir. Sedef hastalığı, inatçı sivilceler, nörodermit’ler buna örnek olarak verilebilir. Cilt hastalıklarında ozonu sadece damardan alınan kana ozon ilave etmek suretiyle değil dışarıdan ozonlu sular sürülerek veya özel kese içerisinde sorunlu deri bölgesine ozon gazı vermek şeklinde de uygulamak mümkündür.

Akciğer hastalıklarında OZON TEDAVİSİ

Hava ve çevre kirliliği ve sigara kullanılması, akciğer hastalıklarını tırmandırmaktadır. KOAH ( Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı ‘ nın baş harfleri) buna örnektir ve günümüzde bu hastalık inanılmaz sayıda kişinin sorunudur.

Ayrıca göğüs kafesinin genişlemesi olan amfizem ve bronşların krizler halinde daralarak nefes darlığı çekilmesine yol açan astım da ozon tedavisi gereksinimi olan hastalıklardır.

Astımlı hastaların da ozon tedavisinden sonra rahat nefes alıp aktif yaşamlarına kısa zamanda geri dönmeleri mümkün olabilmektedir. Ozon, bu amaçla cilt altına, damardan hatta soluma yoluyla da verilebilmektedir.

Akciğer tüberkülozu ekonomik ve sosyal sorunların ağırlaştığı durumlarda hortlayan bir hastalık olup yine klasik tedavi yöntemlerine ek olarak bu hastalıkta da tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak ozon önerilebilir .

Huzursuz Bacak Sendromunda OZON TERAPİ

Çağımızın hastalıklarından biri olan “Huzursuz Bacak Sendromu” tedavisinde etkin yöntemlerden biridir. Bu uygulama sayesinde gece uykularından uyanan ve bir türlü uykuya geçemeyen hastaların daha rahatladıkları izlenmektedir. Diğer tedavi yöntemlerine ek olarak ozon uygulanmasıyla ,hastaların ayaklarındaki istemsiz hareketlerin azalmakta ve böylece günlük yaşam kalitelerinde belirgin düzelmeler olmaktadır.

Huzursuz bacak sendromu nedeniyle sinema tiyatro, konserlerde istemsiz olarak devamlı ayaklarını sallayan bu kişiler hem kendilerini mutsuz hissedecek hem de sanatçının bu nedenle dikkatini dağıtabileceklerdir.

Huzursuz bacak sendromunun nedenleri bazen bir başka hastalığın uzantısı olabilir. Diyabet,kanda demir eksikliği anemisi ,depresyon giderici ilaçların kullanılmasına bağlı olabilir. Bel fıtığı operasyonları sonrası,böbrek hastalığı,diyalize giren hastalarda ve Parkinsonlu kişilerde bu sendroma rastlanabilir. Alkol kullanan kişilerde hatta gebeliğin 20. haftasındaki birçok kadında bu duruma rastlanabilir.

Huzursuz bacak sendromunun tedavisinde kişilere kötü alışkanlıklardan arınmış bir yaşam sürmesi önerilir. Kahve,alkol bırakılmalı, düzenli egzersiz yapılmalıdır. Hastaların bol su içmeleri, bacaklara sıcak-soğuk alterne banyolar yapması ve sıkmayan rahat ayakkabılar giymesi önerilir. B12 vitaminleri verilmeli varsa demir eksikliği giderilmelidir. Yine bazı hastalarda vücutta dopamin eksikliği olabilir. Bu durumdan kuşkulanılıyorsa bunun tespit edilip yerine konması gerekecektir.

Kronik yorgunluk sendromunda OZON TEDAVİSİ

Çağımız hastalıklarının bir örneği de kronik yorgunluk sendromudur. Bu hastalıkta kişiler yorgunluk gerektirecek bir iş yapmadığı halde kendini yorgun hissetmektedir. Hatta o gün hiç hareket etmediği halde sanki tonlarca yük taşımış gibi kendini bitkin hissederler ve kesinlikle kıpırdayacak güçleri bile kalmamıştır. Türkçe’de “Canlı Cenaze Sendromu“ olarak tanımlanan bu hastalık son yıllarda her geçen gün daha çok sayıda insanı pençesine almaktadır. Tedavisi oldukça güçtür. Kronik yorgunluk sendromunda ozon önemli düzelmeler sağlayabilmekte ve hücre seviyesinden başlayarak vücutta hastalığın yol açtığı kötü etkileri anlamlı düzeyde silebilmektedir.


Stresle mücadelede OZON TERAPİ

Stres oksijensiz bırakıyor
Günlük yaşam mücadelesi, iş yoğunluğu, mesleki ve ailevi sıkıntılar, endüstriyel olarak hazırlanan gıda ürünleri, çevre kirliliği, nikotin, alkol, kahve, kötü alışkanlıklar, yanlış yaşam biçimi ve hatalı beslenme hareketsizlik, hastalık ve enfeksiyonların her biri yaşamımızda başlı başına bir stres nedeni oluşturuyor.

Tüm bunlara, normal yaşlanma süreci de eklenince insan vücudunun oksijen ihtiyacı fazlalaşıyor. Oksijen yetersiz olduğunda organ ve hücrelerin çalışması aksıyor. Stresle yaşama alışkanlığına girmiş yani onun pençesine düşmüş kişilerde yapılacak ozon terapi, kanı oksijene doyurarak, dokulardaki oksijenasyonu artırıyor. Oksijen, yaşamımızı sürdürmemiz için gerekli olan en önemli öğelerden biri. Vücudumuzun her bir hücresi oksijene ihtiyaç duyuyor. Ancak hepimizin yaşamında zamanla oksijen alımında bir düşüş olmaya başlar ve beynimiz dahil vücudumuzda kullandığımız oksijen miktarında azalma meydana gelir


OKSİJEN AZLIĞI BELİRTİLERİ
Oksijensizlik semptomların başında, baş ağrısı, bitkinlik, yorgunluk, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması var. Doğal olarak bunun sonunda ,hayati önem taşıyan bazı organların yıpranmasına ve erken yaşlanmaya yol açıyor.

Bizi oksijensiz bırakan nedenlerden bazıları:
Kötü nefes alma (kronik bronşit astım gibi.)
Rafine edilmiş gıdaların fazla tüketilmesi( başta beyaz şeker,beyaz ekmek ve çeşitli cips benzeri ürünler ),
Sigara içilmesi,
Egzersiz yapılmaması,
Çevre kirliliği olan yerlerde yaşama mecburiyeti ,
Karbon monoksit zehirlenmesi (özellikle büyük ve kalabalık şehirlerde yaşayanlar egzoz gazlarından etkilenmekteler)
Çevredeki doğal oksijenin azalması.

Diş hekimliğinde OZON TEDAVİSİ
Diş hekimliğinde ozon çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Bunlar içerisinde en göze çarpanları şöyledir. Kanal tedavisinde ek tedavi olarak çene cerrahisi girişimlerinde önce ve sonra , ağız içi ve diş eti yaraları ve ağız kokularında “parodontose“ ve çeşitli nedenlere bağlı ağız kuruluğunda ozon terapi tercih edilmektedir. Uygulamalar ozonlu su ile gargara yapılması veya içilmesi bazen de ağız içinde sorunlu bölgeye kısa süreli olarak lokal olarak ozon gazı üflenmesi şeklinde olabilmektedir.

Göz hastalıklarında OZON TEDAVİSİ

Gözlerde,yaşlılıkta dolaşım bozukluklarına bağlı olarak bazı atrofik ve dejeneratif değişiklikler olmaktadır. Retina görmenin sağlandığı önemli bir bölgedir. İşte burada yaşlılıkta göz sinirinin tahribine kadar giden çeşitli derecelerde bozukluklar olabilmektedir.
Siena Üniversitesinde yapılan bir çalışmada ,ozon uygulamaları sonrası ortalama 6 ay sonra görme kapasitesinde ve keskinliğinde önemli iyileşmeler olduğu gösterilmiştir.

Kanser hastalıklarında OZON TEDAVİSİ

Kanser hastalarında tamamlayıcı bir tedavi olarak ozon tedavisi ile başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Burada ozon bağışıklık sistemi aktive ederek etkisini göstermektedir. Kanserli hastalarda vücudun savunma hücreleri ( lenfositler, yardımcı ve baskılayıcı hücreler, natural killer hücreler,sitokinler) aktif hale gelirler. Örneğin , vücudumuzda bulunan başlıca bağışıklık hücrelerinden sitokinler interferon içermekte olup , ozon uygulaması sonucu çeşitli biyolojik reaksiyonlar başlar. Bunun sonucunda bağışıklığın ilk basamağı olan haberci proteinlerin üretimi aktifleşir.

Böylece ozon , vücudun yabancı hücrelere karşı direnişinin baş aktörleri olan kendi interferon ve interlökinlerinin giderek daha fazla oranda üretilmesini sağlar. Ozonlanmış kanın hastaya verilmesiyle, başlayan bağışıklığın aktivasyonu ile beraber aynı zamanda vücudun genel direncinin ve zindeliğinin artmasına da katkıda bulunur.

Uro-genital hastalıklarda OZON TEDAVİSİ
Çeşitli ürolojik hastalıklarda deri altına enjeksiyon, otohemoterapi ( kanın alınıp içerisine ozon katıldıktan sonra hastaya yeniden verilmesi ) hatta lavaj yoluyla bile ozon tedavisi yapılabilir.

Kronik sistitler, ureterit ve inatçı prostatitlerde diğer tedavi yöntemlerine ek olarak ozon uygulamasına başvurulabilir.Ozon tedavisi erkeklerde sıkça görülen cinsel fonksiyon bozukluklarında tercih edilen seçkin uygulamalardan birisidir.

Virüslerden kaynaklanan hastalıklarda OZON TEDAVİSİ

Yüzde özellikle dudaklarda ve vücutta oluşan virüslere bağlı hastalıklarda ozon tedavisi genelde olumlu sonuçlar vermektedir.

Dudak uçuğu (herpes labialis), sık tekrar eden ve hastaları oldukça rahatsız eden bir virüs hastalığıdır. Diğer tedavi yöntemleriyle birlikte ozon bu hastalıkta tamamlayıcı bir tedavi şeklinde kabul edilmelidir. Burada uçuklu bölgeye ozonlu su kompresleri sürülmesi veya ozonlu kan transfüzyonu şeklinde iki çeşit uygulama da yapılabilmektedir.

Hepatitlerde OZON TERAPİ

Hepatit A diğerlerine göre daha çabuk iyileşebilirken, virüsün diğer şekli olan hepatit B kronik bir seyir gösterir. Burada klasik tıbbi tedavi metodlarına ilave olarak, ozonlu kanın damardan ya da rektal yolla ozon ve oksijen gazının birlikte kontrollü bir şekilde verilmesi ile başarılı sonuçlar alınmıştır.
Ayrıca kuluçka süresi çok uzun süren ve kronikleştiği dönemde ancak bir karaciğer hastalığı olduğu anlaşılan hepatit C hastalığında da bu yöntemler uygulanabilmektedir.
Fibromiyalji’de OZON TERAPİ

Yoğun adale ağrıları ,yorgunluk ,uyku bozuklukları ile seyreden ve çok yaygın rastlanan bir hastalıktır. Amerikan verileri milyonlarca Amerikalının bu hastalığa tutulmuş olduğunu göstermektedir. Hatta bazı Amerikalı araştırmacılar bunun 10 milyona ulaştığını bildirmektedirler. ABD’ de ayaktan başvuran dahiliye hastalarının % 5.,7’ de, romatizma polikliniklerinde ise % 10’ dan fazla kişide bu hastalığa rastlanır.
FM, Amerika’ da romatizmal hastalıklar içerisinde osteoartroz ve romatoid artritden sonra en sık görülen 3 hastalıktır. En çok doğurganlık çağındaki veya çalışma hayatındaki kadınlarda görülmesine rağmen çocuktan yaşlıya her yaşta hatta erkeklerde bile bu hastalık görülebilir. 10 kadına karşılık 1 erkek yakalanır. Etnik yatkınlığı yoktur. Amerika’ daki bu orandan esinlenerek ülkemizde genel nüfusun % 2’ sinde bir başka deyişle Türkiye’ de 1.3 milyon insanda bu hastalık var diyebiliriz.
Bu kadar sık rastlanan fibromiyalji hastalarında çok kez enerjilerinin azaldığı ve uzun süreli iş yapma kapasitelerinin azaldığı gözlenir.

Hastalığın nedenlerinden biri olarak hücre seviyesinde yeterli oksijenlenmenin yapılamadığı söylenebilir. Adale spazmları hastaları bıktıracak kadar şiddetlidir. Olay sadece adalede değil neredeyse tüm vücuttadır. Yapılan tetkiklerde bunu izah edecek hiçbir değişiklik yoktur. Hastanın yaşam kalitesi ileri derecede bozulmuştur.

FİBROMİYALJİDE BAŞLICA ŞİKAYETLER
Yorgunluk, bitkinlik: En sık rastlanılan ve farklı derecelerde değişken nitelikte bir yakınmadır.Hastalar bunu sanki enerjim çekilmiş gibi tarif ederler. Hatta kol ve bacaklarıma beton bloklar bağlandı gibi şeklinde yakınmalarda az değildir.

Uyku bozuklukları: FM hastaları uykudan sanki uyuyamamış ve ağır bir iş yaptıktan sonra dinlenmemiş olarak kalkarlar. Geceleri sık sık uyanırlar. Uykuya çok kolay dalarlar fakat uyku laboratuarlarında yapılan araştırmalarda bu hastaların derin uykuya geçemedikleri (uykunun hızlı göz hareketleri evresinde problem söz konusu) EEG ile gösterilmiştir. Uykuda diş gıcırdatılması, istemsiz kol, bacak hareketleri yapılması oldukça sıktır.

Sabah tutukluğu: Sabah yataktan kalkarken başlayan ve tüm vücutta uzun süre devam eden bir tutuklukhalidir. Havanın nemindeki değişikliklerden etkilenir.

Baş ve yüz ağrıları: FM başlamadan önce de mevcut olabilen bu ağrılar FM’ nin başlamasıyla daha da artar. Olguların bir çoğunda migren veya gerilim tipi baş ağrısı olarak seyreder.

Hassas barsak sendromu: (irritabl kolon): İshal ve kabız nöbetleri olabilir. Sık sık gaz çıkarmak veya geğirmek ve aniden gelen tuvalet ihtiyacı tipiktir. Karında gerginlik ve ağrılar olur. Bu durum bazen bazı gıdalara karşı tepkisel olarak ortaya çıkabilir.

Uyuşma ve karıncalanmalar: Vücudun belli belirsiz yerlerinde (dermatomal yayılıma uymayan ) ani gelip gidebilen derinin sanki üzerinde böcek dolaşıyormuş gibi hisler ortaya çıkabilir.

Soğuğa tahammülsüzlük: Eller ve ayaklarda daha belirgin olarak normalden fazla üşüme soğukla karşılaşınca morarma hatta soğukla birlikte tüm ağrıların arttığından yakınırlar.

Psikolojik sorunlar: Çeşitli derecelerde psikolojik sorunları olan bu hastalar iç ve dış uyarılara karşı son derecede hassas kişilerdir. FM genellikle kendisinden veya çevresinden beklentileri fazla olan kişilerde görülür.Stresle baş edemeyen hastaların hastalığıdır bir ölçüde . FM’ li hastalarda çağımızın yaygın psikolojik sorunlardan biri olan panik ataklarda sık görülmektedir.

Huzursuz bacak sendromu: FM hastalarının % 31’ de ayaklarda hareket halinde veya istirahatte ayak uzatılsa bile bir hassasiyet huzursuzluk ve istemsiz hareketler görülür. Bazen bu duruma uykuda dahi rastlanır ve devamlı ayaklarını hareket ettiren bu hastaların şikayetleri yanındakilere rahatsızlık verecek boyutlara gelebilir.

Ağız ve göz kuruluğu: Buna neden olan diğer hastalıklarda görüldüğü gibi ortaya çıkan bu yakınmalar bazen hastaları çok rahatsız edebilmektedir. %20-35.

Çene eklemi sorunları: FM hastaları temporo-mandibüler dysfoksiyon sendromu da denilen bir sorunla bazen beraber seyredebilir (%25). Burada çiğnemede ağrı, ağzı açmakta güçlük, diş gıcırdatılması gibi sorunlar söz konusu olabilir.

Kaslarda krampların görülmesi: Hastalarda kol, bacaklar veya herhangi bir vücut kısmında zaman zaman değişik derecelerde bazen tik şekline dönüşen atipik kramplar söz konusudur.

Adet öncesi gerginlik veya ağrılı adet görülmesi: Normalde görülenden daha fazla gerginlik söz konusu olabilir.

Ani idrara çıkma hissi: Mesanede beklenmeyen bir gerginlik sonucu hastalar süratle idrara çıkma ihtiyacı hissederler. Bazen de maalesef idrar kaçırmalar söz konusu olur.

Görme bozuklukları: Göz adalelerinin FM’ den etkilenmesi sonucu “ visual confüsion” denilen görmede denge kayması şeklinde anlatabileceğimiz bir problem ortaya çıkar. Bu hastalar araba kullanmada, kitap okumada sorunlar yaşarlar. Parlak ışıklı ortamlarda rahatsızlık çeken (fotofobi) hastalar bu tip ortamlardan kaçınma arzusundadırlar.

Deri bulguları: Deride kuruluk, retiküler renk değişikliği, kaşıntı, parmaklarda terleme gibi sorunlar görülebilir. Göğüs ağrısı: Göğüste atipik ağrılar, özellikle mesleki olarak belirli pozisyonlarda çalışma sonucu kalan hastalarda ortaya çıkan nefes almada batma hissi ve göğüste gerginlik olabilir.

FİBROMİYALJİDE TEDAVİ

İşte bu hastalara tedavi olarak egzersiz, hücreleri aktive edecek manyetik alan uygulamaları, bazı ilaçlar önerilmektedir. Doğru soluk alma verme sanatı olan yoga gibi çeşitli meditasyonların yanı sıra özellikle ozon tedavisinin de önemli yararları olmaktadır.

Tedavi yöntemi olarak , fibromiyaljide hassas ağrılı özel noktalar içerisine enjeksiyonlar yapılması, manyetik alan uygulaması,bazı spesifik ilaçlar, kaplıca ve  güneşlenme tedavileri önerilmektedir.

OZON UYGULAMASI
Bunun için damardan alınan kana ozon –oksijen karışımı verildikten sonra tekrar aynı kanın hastalara geri verilmesi söz konusudur. Bunun dışında lokal ozon enjeksiyonu gibi tercihler tedaviyi yapan hekimin kararına bağlıdır.
Sonuçta diğer tedavi yöntemlerinin yanı sıra yapılacak ozon tedavisi de fibromiyalji hastalarında belirgin düzelmelere yol açmaktadır.
Kireçlenmeler ve romatizmalarda OZON TERAPİ

Romatizmalar iskelet veya kas sisteminde ağrı, fonksiyon kısıtlılığı ile seyreden hastalıklardır. Bu hastalıklarda ozon uygulaması fizik tedavi ve diğer tedavi yöntemlere (ilaç-egzersiz vb) ek olarak tamamlayıcı amaçlarla kullanılmaktadır.

İltihaplı eklem hastalıklarının daha başlangıç dönemlerinde yani kemik ve eklemlerde ileri şekil bozuklukların henüz ortaya çıkmadığı durumlarda, ozon tedavisine iyi cevap alınmaktadır.

Tedavi amacıyla ya hastadan kan alıp içerisine ozon katarak hastaya geri verme yöntemi ya da eklemlerin içine ozon enjeksiyonu yapılması önemli yararlar sağlayabilmektedir. Ozonun tedavi edici etkisi kemik ve kıkırdak metabolizmasının aktive edilmesi ,bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinin yanı sıra ayrıca iltihap giderici (anti-enflamatuvar) özelliğinden kaynaklanmaktadır.

Omuz - el sendromu, omuzda hareketin tamamen kısıtlandığı romatizmal bir hastalıktır. Birçok tedavi yöntemine dirençli olan bu hastalıkta omuz aralığına yapılacak ozon injeksiyonları ağrı ve özellikle hareket kısıtlılığında parlak sonuçlar alınmasını sağlayabilir.

Trigeminal nevralji yüzde çok şiddetli ağrılı tikler ve kasılmalarla kendini gösteren inatçı bir hastalıktır. Aynı şekilde çok küçük iğneler kullanılarak lokal uygulamalar yapılabilnektedir.

Kırık iyileşmesi bazı hallerde istenilen sürelerde gerçekleşemez. Bu gecikme durumlarında diğer çözümlerle beraber kullanılan ozon da yararlı sonuçlar alınmasını sağlar. Omurgalardaki kireçlenmeler hareket sistemi hastalıklarında en sık rastlanan kireçlenme türü olup diğer tüm kireçlenmelerde olduğu gibi burada ozon yapılan klasik tedavi yöntemlerine ek olarak önerilen yeni kuşak tedavi yöntemleri arasında yer alır.